Siyah - Beyaz İzler. Fotoğraflarıyla Zeki Faik İzer

2005 / “Siyah-Beyaz İzler” Fotoğrafçılığıyla Zeki Faik İzer
YKY.

Siyah - Beyaz İzler. Fotoğraflarıyla Zeki Faik İzer - Seyit Ali AKZeki Faik İzer’in Yaşam Senfonisi Fotoğrafları

    Zeki Faik İzer’in sanat dünyasında fotoğraf bir alt değer değil, yaşama bakışını dillendiren onu daima kendine çekmiş olan gizemli bir uğraştır. Hiçbir döneminde, “Sanata vakit bulamadım” dediği Güzel Sanatlar Akademisi Müdürlüğü yıllarında bile fotoğraf makinesini dolabında  yalnız bırakmamıştır. Atölyelerde çalışanları, sanatçı dostlarının portrelerini, öğrencilerini, törenleri, akademiyi ziyarete gelen siyasetçileri, akşam yürüyüşlerinde oturduğu semtlerin kıyılarını, sokaklarını çekmiştir. Okulun dip köşelerinde kurduğu bir fon perdesi ve tek projektörlü naif stüdyolarda fotoğraf heyecanını canlı tutmaya çalışmıştır. Fotoğraf makinesi, gezilerinin, yurt dışında yaşadığı yılların ayrılmaz bir parçasıdır. Zeki Faik İzer, çocukluk yıllarında fotoğrafa  başlamış, objektiften yaşama ilkeli tanıklığın güzelliklerden yana, çözümleyici, yapıcı yaklaşımıyla bakmıştır. Çalışmaları tüm ayrıntılarıyla fotoğrafladığı Atatürk’ün cenaze töreninden, Topkapı Sarayı fotoğraflarına, Ege’nin sahil kasabalarında çektiği fabrika görüntülerine, yurtdışı gezilerinden getirdiği romantik karelere değin birbirini tamamlayan düşünceleri anlatan görüntü sözcüklerinden oluşan kompozisyonlar içermektedir. Onun yaşamında ailesinin ve İstanbul’un ayrıcalıklı bir yeri vardır. Genellikle sevecen, mutlu ve çalışkan insana ilişkin görüntüler yansıtmaktadır. Bunlar, ayrıntıda bütünü yakalamayı amaçlayan, kılı kırk yaran dikkatli bir izlenimciliğin ürünleridir.


    Zeki Faik İzer’in resmiyle fotoğrafı arasında bir “geçiş” yerine “bütünlük” arama daha gerçekçi olur. O kendini teknik ve malzeme konusunda sınırlamamıştır. Kağıt, karton, duralit, tuval üstüne çini mürekkebi, guvaş, ispirtolu kalem, kara kalem, kurşun kalem, pastel, kuruboya, yağlıboya ya da halı çalışmalarını eklemek gerekir. Fotoğraf makinesi ve kimyasalları da onun için diğerleri gibi duygu ve düşüncelerini iletmesine aracılık eden ustalıkla egemen olduğu malzemelerdir.


    Sanatçı boşlukta, düzlem üstünde infilak halinde tasarım enerjisiyle dokunulmamış bir anlatım biçimi yaratma pratiğinin sınırlarını zorlamanın keyfini yaşar. İzer’i değerlendirirken nereden gelip nereye gittiğine, çıkış yıllarının sosyal ve kültürel eğilimlerine bakıldığında, İmparatorluktan Cumhuriyete uzanan  çizgide “farklılık” ve “aydınlanma” düşüncesi kaynaştırılarak “yeni insan”, “çağdaş ülke” tablosu yaratılmaya çalışıldığı görülmektedir. Onun fotoğrafı ve resmi dönemin yansımalarıdır. Anı fotoğrafları, bireysel iç dünyasını sanat diline aktardığı katıksız örneklerdir. Onlarda öznesi kendi olan bir “duyarlılık atmosferi” yaratılmıştır. Bu aynı zamanda Batı kopyası olmaktan kurtulmanın ilk adımıdır. Zeki Faik İzer’in insan merkezli bir fotoğraf dünyası vardır. İçinde insan olmayan ya da “insana ilişkin” olmayan fotoğraf çalışmasına rastlamak güçtür. Resimde arasına mesafe koyduğu portrecilik konusunu fotoğrafda taçlandırmıştır. Özellikle Akademi çevresinde birçok dostunun portresini çekmiş ve sergilemiştir. Nurullah Berk, Cemal Tollu, Heykeltıraş Mahir Tomruk, İbrahim Çallı bunlar arasındadır. Şu soru sorulabilir; resimde portreye uzak duran usta, fotoğraf gibi, bir sanat dalında portre stüdyosu açmak isteyecek kadar “portre sever” olur mu? Bu noktada, “fotoğraf resme göre sanatçıya farklı olanaklar tanır” gibi bir tartıma gitmek çok sağlıklı görünmemektedir. Konuya sanatçı, portresi yapılan insan ve izleyici üçgeni içinde bakılabilir. Burada kendi içinde üretken bir döngü vardır. Sanatçı, karşısına aldığı modeldeki incelikler bileşkesinden hareket ederek  kendini gerçekleştirir. Portre bittiğinde insani oylumlarıyla ölümsüzleşen bir güç simgesi anıtsallaşmaktadır.  Olayın üçüncü kahramanı olan izleyici de portrede kendini aramaktadır. Ve sanatçının teknik tercihleri yaratıcılığının bir parçasıdır. Zeki Faik İzer’in fotoğrafına genişletilmiş bir portre anlayışıyla yaklaşılabilir. Bunu sanatçının, yaşadığı zamanın, mekânın, yaşamını paylaştığı insanların “gerçek ve ben” dengesi içinde portresini yapmak, diye özetleyebiliriz.


    Zeki Faik İzer, yaşam denilen “muhteşem senfonide hafif bir ses olmanın mutluluğu” nu yakalama arayışı içindedir. Aklın yol göstericiliğinde baskın bir duygu dünyası vardır. Bir yazar onun için “Zeki Faik İzer lirizmde kalmış bir sanatçıdır” 16 diyor. Yanıt açık; “Eski çalışmalarımda lirizm, şiirsellik diye bir şey aramış değilim. O varsa benim hakimiyetimin dışında, kendiliğinden oluşan bir tattır. Sanatçı peşin hükümlerle yaklaşırsa ben, samimiyetinden şüphe duyarım. Her şey kendiliğinden ortaya çıkmalıdır.”   Lirizim üzerinde yükselmek;“lirik anlatıma dönük bir anlatım iradesiyle” yetkin işler çıkarmak, zengin duyguların ışık ve renk denizine içtenlikle yelken açma coşkusu  yaşamak sanatsal bir ayrıcalıktır. Çalışmalarında armoniye, ritm duygusunaözelbir önem veren Zeki Faik İzer, aynı çizgide kuralcılığa karşıdır. Ona göre, akademik ölçülerin dilinden müzik çıkmaz. Müzik, yapıtın yarattığı ruh dünyasında aranmalıdır. Çeşitli sanat disiplinlerinin sarmalında kendini arayan Zeki Faik İzer’in sergisini gezerken izleyicilere fotoğrafların kendinden doğan bir müziğin eşlik edeceğine, yaşam bahçesinden içten, sıcak esintiler getireceğine inanıyoruz.

 

SEYİT ALİ AK
2006