Fotoğrafın İzinde 40 Yıl

2004 / Fotoğrafın İzinde 40 Yıl
Seçme Yazılar
Fotoğrafevi yayını

Fotoğrafın İzinde 40 Yıl - Seyit Ali AKÖtesi Ve Berisi

Ben Seyit Ali Ak. Geldim gidiyorum. Kendimi gerçekleştirmenin taşlı yolunda düşe kalka yıllar geride kaldı. İlk yazımı Kasım 1977 tarihinde Yeni Fotoğraf dergisinde yazmışım. Konusu, 1871’den o güne değin basılan eski ve yeni yazı Türkçe fotoğraf yayınlarıydı. Sonradan kitaplaşan (1982) ilk geniş kapsamlı araştırmam yine aynı konuda oldu. İster istemez “kitaplı” yaşamı seçmiştim. Ailem dahil çevremde bana yol gösterecek, yaşam bilgisi verecek kimse yoktu. Yalnız “Oku, adam ol” deniyordu. Herkes kendi savaşımını veriyor, yol bildiği çizgide yürüyordu. Ben de öyle yaptım. Her başım sıkıştığında kitaplara başvurdum. O yıllarda “On derste yüzme” gibi kitaplar vardı. Yüzmeden fotoğrafçılığa değin her şeyi kitaplardan öğrendim. Fotoğraf kitapları tutkumun kaynağı buralardadır. Bazı dönemlerde yaşam koşulları kendimi düzenli okumaya tam anlamıyla vermemi engelledi. Daha sonra okurum düşüncesiyle sayısız kitap aldım. Kitap yakınlığımın, kitap tapınmasına dönüştüğü oldu. Kendime sanat ve sanat felsefesi kitaplığı kurdum. Siyasetten çevre sorunlarına, sanat yazılarına değin uzanan düzenli, zengin bir gazete kesiği koleksiyonu yaptım. Araştırma ve yazılarımda gereksimin duyarım düşüncesiyle... Özellikle 1980-1990 yıllarında her fırsatta gazete ve sanat dergilerine yoğun bir biçimde yazdım. Çok sınırlı okur kitlesine yazdığımın bilincindeyim. “Elli yıl sonra küçük bir öğrenci kütüphanede yazılarımı bulur, okur, yararlanır” düşü kurdum. Para, zaman, emek ve umut demek olan topladığım malzemeye yabancılaştığım zamanlarda duyduğum acıyı anlatamam... Romantiklik zor meslek...
           
          İnsan olmanın kilidini eleştirel düşünce açar. Bir de olayı bu açıdan düşünmeli. Değişim ve gelişim demek olan eleştirel düşünce, bilinçli sorgulama bir tür dünyaya bakış süzgecidir. Eleştirel düşünce disiplini olmayan birinin birikimi olsa bile duygusal ve yüzeysel kalacaktır. N. Hinderer, “Eleştirmenin sınırlarını belirleyen, onun birikimi, düş gücü, dili ve düşünce yetisidir” diyor. Düşünce yetisi sorgulama ve değerlendirebilme yetisindedir. Daha ileriye götürerek bir yapıtı eleştirmenin, onu anlamlandırma, yeniden yaratma olduğunu ileri sürebiliriz. Bir yapıtın doğruları ve yanlışları sorgulanarak, tartarak yerine oturtulabilir. Yapıt, kurgusundan biçemine değin birbirinden ayrılmaz bir bütündür. İzleyicisinin dışlaştığı bir okuma düşünülemez. Bu nedenle eleştiri bir ölçüde özneldir. Eleştirmenin sıcaklığını içermelidir. Salt metni mercek altına çeken nesnel eleştiriyi yermeye çalışmıyorum. O da bir yol. Ben kendi eğilimimi dillendiriyorum. Biraz amatörce bir yaklaşımla genellikle etkilendiğim, kendimi içine katabileceğim sanatçıların uğraşlarını yazdım, durdum. “Sevmek” bir yapıta yaklaşımda temel ölçüttü, hareket noktamdı. Küçük bir fotoğraf dünyamız vardı. Kimi yazdıysam çokluk onu yakından tanımak istedim. Zaten başka türlü olamazdı.

          1990 sonrası dergi fotoğraf yazılarını giderek azalttım. Bir noktadan sonra dergilere hiç yazmadım. Amacım kitap çalışmalarına yönelmekti…
Bir konu üstünde yoğunlaştıkça, benliğimize sorguladığımız alanın disiplini yerleşiyor. O disiplinin kuramı sizin üretiminizmiş ya da ilk kez bu düşünceleri siz söylüyormuşsunuz gibi gelmeye başlıyor: Sanat felsefecileri, sanat-yaşam ilişkisini “Sanat, günlük yaşayışa anlam ve biçim kazandırma çabasıdır” (I. Edman) yaklaşımıyla çoktan çözmüşler. Yazılarımda, köklü, hiç ortaya atılmamış yenilikler getirdiğim düşüncesi doğru olmayabilir. Toplumsal gerçekliği yeniden yaratan sanatçının “Ruh anını sonsuzlaştırmasına” tanıklık etmekten, bu tanıklığı dillendirmekten haz duydum. Elinizdeki yazılarıma ilişkin derlemenin sonunda yer alan “Fotoğraf yazıları toplu listesi” fotoğraf yazınında ilgi alanımın sınırları üstüne bir fikir vermektedir. O listede “Atatürk Fotoğraflı Pullar”, “Fotoğraf Sergisi Afişleri”, “Ansiklopedilerin Fotoğraf Maddeleri Üzerine” gibi araştırma yazılarının yanı sıra tanıtma, eleştiriler ve düşünsel yazılar bulacaksınız. Bakış açımdaki çeşitlilik Türk fotoğrafını daha çok kavrama ve yansıtma endişesinden kaynaklanmaktadır.

          Bir Çin atasözü “Ağaç ne kadar yüksek olursa olsun, yaprakları yine de yere dökülür” diyor. Ağaç yüksek de olsa alçak da olsa yaprakları yere dökülür. Her ağacın yaprağının kendine özgü dili, yapısı vardır. Damarlarında farklı yaşantıları yaratan “özsuyu” dolaşır. Ömür boyu yerinden kıpırdamayan ağaçlar bu “özsuyu” mucizesinin etkisiyle gizil bir devinim gücüne, iç özgürlüğe sahip olurlar. Onların yaşam felsefeleri olduğuna inanırım. Vücut dilleri belki her şeyi anlatmaya yetmez. Anlamak ve yazmak bir duyuştur.

          İnsanın önce iç ve kendi çevresinde de bir dış denizi vardır. Yaşam devinimi, iç denizdeki arayış, düş, barışıklık, bağımsızlık, duygu ve düşünce fırtınasının gücüne bağlıdır.

          Kendi çapımdaki fırtınanın son nefesime değin dinmemesini diliyorum...



SEYİT ALİ AK
Eylül 2002