Fotoğrafın Gölgesinde

1998 / Fotoğrafın Gölgesinde anı/deneme.
Karas yayınları.

25 Yılın Türk Fotoğraf Tutanağı - Seyit Ali AKDeneme

Denemeyle günlük arasına sıkışmış olan, tarih atarak yazdığım bu kitabın ortasına gelmişken başa dönerek ilk paragraflarda sözünü ettiğim yazma nedenlerimi açma gereksinimi duydum.

   "Deneme" kavramı geniş kapsamlı. Sınırını çizmek güç. Kimine göre "deneme", yaşamın kendisin­den kaynaklanan esintileri alçakgönüllülükle, içten geldiği gibi yazmadır. Denemenin baş aktörünün ya­zarın kendisi olması, onu değişik tadlara açık bir konuma getirmektedir. Ahmet İnam, denemeye ilişkin eski bir yazısında şöyle diyor: "Ancak has yaşayan deneyebilir. Deneme yazabilir. Deney kaynağı olma­yan deneme, bir düşünce ürünü olabilir, bilgi sandığı olabilir, inceleme olabilir, kim bilir, ne demekse o, felsefe olabilir, bence deneme olmaz. Deneme denemecinin kendini ister. Yalnızca, bilgisini, zekâsını, bilgece sözler etmesini, eleştiri gücünü değil, kendini ister. Deneme, denemeciye meydan okuyan de­nemedir" diyor (Papirüs, Sayı 2 Mart 1981). İnam'ın "Deneme denemecinin kendini ister" sözünü unu­tamıyorum. "Deneme" ve "günlük" aynı gözlem ve düşüncelerden beslendiğine göre birbirinin yaban­cısı olmamalı. "Deneme" genel anlamda kıvrak, atılgan, coşkun, yazılmasının önüne geçilemeyen, ben­liğin aynasına yansıyan duygu ve düşünce selidir. O, kalemi ele alınca insanın isteği dışında olur, biter; iç karanlığınız aydınlanır, kendi halinde bir şeyler yapmanın sevincini duyarsınız. Okuyucuya ulaşma tutkusu bile önemini yitirerek, tek kişilik mutluluk oyununa dönüşebilir.

                                                                                     
        Elinizdeki kitabı yazma düşüncesini on beş yıl kadar önce Bodrum/Gölköy'de tanıdığım büyükelçile­rimizden Yüksel Söylemez ateşledi. Söylemez, mesleki konularda yayınları, şiir kitapları olan, kolaj ser­gileri açan sanatçı ruhlu, son derece ince bir insandı. Onunla aramızda İlk gerçek köprü bana armağan ettiği bir kolaj çalışmasıyla kuruldu.


        Bu kolajı yayımlandığı günlerde (Ağustos 1988) Gergedan Dergisinin Fotoğraf Özel Sayısının kapa­ğından yararlanarak yapmıştı. Onun bir özelliği de dostlarına her yılbaşı bir "aile bülteni" yollamasıydı Yaşamım boyunca çeşitli kalem deneylerinden sonra tekrar değişik bir yöntemle kendimi anlatmaya ka­rar verdiğimde "Her yıl, yazdıklarımı kitaplaştırmalı, çevremdekilere özgün bir bülten olarak yollamalıyım" diye, düşünmüştüm. Yüksel Söylemez, Singapur ve Zagreb (Hırvatistan) Büyükelçiliklerinden son­ra 1995 yılında emekli oldu. Onu, Dışişleri çevresi ile biraz da sanatsal çalışmalarını bilenler tanımakta­dır. Tanınmış biri olmanın Yüksel Söylemez için önemi olduğu kanısında değilim. O, örneğine günümüz­de az rastlanan uygarlık şövalyelerinden biridir. Onu, Gölköy'de üstünde basit bir pantolon ve göm­lekle tavla oynarken görenler, büyük fırtınaların adamıyla karşı karşıya olduklarını bilemeyeceklerdir.

        İnsan bir işi yaparken ya da geniş anlamda yaşarken birgün, başlama noktasından değişik açılımlarda ken­dini bulabiliyor. Günlükler yaşamın belli bir yaşam dilimini kapsamasına karşın belirlenen eğilim ve tu­tumlar sözcük sözcük bir biçimlenişi, canlandırılışı simgelemektedir. Yazmayı var olmanın bir yolu gibi düşünmenin yetersiz olduğu kanısındayım. Yazmak öncelikle yaşarken "Yüzsüz, tekliğini yitirmiş, tep­kisiz, kıpırtısız, yığın bireyi" olmaktan kurtulmanın bir yoludur. Kalem ve defterle yüzyüze savaş; kendi kendine sesleniş, dönüşsüz yaşanmışlıktan bir yeniden yaratıştır. Elimizden geliyorsa, anılarımızı, "özel tarih" bırakma tutkusunu aşan, insan teni sıcaklığında, deneme kıvamında işler olarak ortaya çıkaralım, derim.

 

 

SEYİT ALİ AK
1998

 

Yazılanlar