Fotoğrafımızda Tartışma

1995 / Fotoğrafımızda Tartışma Fotoğrafçı Gültekin Çizgen ve Seyit Ali Ak’ın
Birbirlerine yazdıkları mektup derlemesi.
Kendi yayını.

Fotoğrafımızda Tartışma  - Seyit Ali AKGenel anlamda tartışma, birbirine karşıt düşüncelerin ışığında doğruyu bulma çabasıdır. Düşün dünyamızda tartışma süreci Tanzimatla (1839) başlamıştır. Tanzimat Fermanının ülkede estirdiği hava aydınları yeni bir yaşam arayışına itmiş, keyfi yönetimin önlenmesi, temel hakların, adaletin, eğitimin geniş kitleye yayılması konusu gündeme gelmiştir. Dış dünyayı tanıma anlamına gelen çeviri çığırı açılmış, halkın anlayacağı ortak bir dil oluşturma düşüncesinin tohumları atılmış, halk yazarlarını bulmaya başlamıştır. Her şeye karşın Tanzimat Hareketi, Osmanlı İmparatorluğuna ilişkin sonun başlangıcı olma gerçeğini yenememiştir. Çağı yakalama ereğinin devlet siyaseti ola­rak bilinçli bir biçimde tam anlamıyla benimsenmemesi, Tanzimatın bazı kesimlere ayrıcalık tanıma ya da düşünsel planda çalkantı yaratan bir hareket durumuna indirgenmesine neden olmuştur. Söz konusu çalkantının en işlek göstergesi yazarlar arasındaki tartışmalardır…
    

Eleştiri, eleştirmenin ele aldığı yapıt aracılığıyla kendini anlattığı bir üst söylemdir. Eleştirmenin yoktan kahramanlar yaratması ya da "sahakomseri" havasına girmesinin onu kendinden uzaklaştıracağına inanıyorum. Ayrıca, kitaba ek olarak verdiğim tartışmalar dökümünü içeren tablo incelendiğinde tepkisiz biri olmadığım görülecektir. Genelde, yanlış olan şeyleri zaman içinde doğrusunu yazarak düzeltmek bana daha çekici gelmektedir.


       Ben, bir tartışma havarisi değilim. İşte, Gültekin Çizgen ile giriştiğim geniş çaplı tartışmaya ilişkin mektuplar ortada. Bu kitapta, tartışma konusunda saplantıları ve çözümü içinde olan bir tablo ortaya koymayı amaçladım. Kusurlarım için "insani" kalkanının arkasına sığınmıyorum. Sonuçta, kusur kusurdur. Önemli görünmeyi amaçlayan tepeden bakan pozlar takınarak ne kimseyi bağışlamak ne de sınıfta bırakmak istiyorum. Benim işim değil bunlar. Bazen inandığım ya da doğru olduğunu düşündüğüm şeyleri çeşitli etkiler altında kalarak tam anlamıyla yaşama geçiremediğim anlar olmaktadır. Önemli olan asılsız, düzeysiz, mantıksız bir tablo içinde zeka ile düşük ahlakın birleşmesinden doğan, insanın belini kırma amacına yönelik kurnazca çalım atma hevesine kapılmadan bilgi ve çözüm üretmektir. Başkasını küçülterek büyümek olası değildir. Bu eğilim insanı onurlandırmaz. Hakaretler karşısında sonuna değin soğukkanlılığı, akılcı nesnel eleştiriyi elden bırakmama direncini gösterebilme, bozulmadan, dağıtmadan dayanabilmek güçtür. Saldırgan, ortalığı çalkalamayı tutku durumuna getirmiş olan tipler için de durum, keskin sirkenin küpüne zarar vermesi örneğinde olduğu gibi pek değişik değildir. İncelikli, ironik, çarpıcı dille, yanlışları sergilemeyi amaçlayan bir tutumla, aşağılamayı amaçlayan tutum arasındaki sınırı koruyabilme ustalığını herkes gösterememektedir.


       Tartışmayı birlikte kazanılan bir eylem durumuna getirebilmeliyiz. Tartışma, insanın boşluğuna vurma, ensesine binme ya da "ipliğini pazara çıkarma" olarak algılanmamalı, üstünlük sağlama amacıyla kullanılmamalıdır. Erdal Atabek, bir köşe yazısında ayağı sakat olan genç arkadaşıyla oynadığı satranç partisini anlatmaktadır. Genç adam kendini oyunla özdeşleştirmiştir.Atabek, karşısındakinin, her kusurunu kullanarak kırıcı bir yengi elde etme tutkusundan kendini kurtaramaz. Genç adam yıkılmıştır. Atabek, oyundan sonra bacağının sanki sakatmış gibi sızladığını duyumsar. Tartışmayı bir "benlik çatlatma" uğraşı olarak sürdürme, yeneni olmayan bir uğraştır. Bu durum, "aklın ihanete uğradığı bir yerde tartışmanın ne anlamı var" düşüncesini çağrıştırmaktadır. Ancak, kazanma ile kazandırmasını bilme arasında bulunan sıkı bağa karşı duyulan inanç, tartışmayı birlikte kazanılan ortak ilgi alanı durumuna getirmektedir.

 

SEYİT ALİ AK
1995